YAŞAMIN İZLERİNİN FOTOĞRAFI
- hilalbasakcebi
- 9 Ara 2018
- 5 dakikada okunur
İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, Türkiye Cumhuriyet tarihinin akademik eğitim almış ilk fotoğraf sanatçısı Yıldız Moran'ın 86 siyah beyaz fotoğrafına "Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı" başlıklı sergi ile ev sahipliği yapıyor.
"Fotoğraf, 24 saat düşünülen, yaşanan, ikinci plana atılamayacak bir konudur. İnsana, hayata özgü bir aşamanın bir yerini, kavramsal olarak dolu, yoğun, ağırlıklı olarak verebilen kişidir fotoğrafçı" ifaddelerinin sahibi Yıldız Moran, fotoğrafı yalnızca gerçeği belgeleyen bir araç olarak görmüyor. Fotoğraf, Moran'ın gözünde bu işlevinin yanı sıra sanatsal bir ifade biçimi olarak da beliriyor. 1950'li yıllara hakim olan fotojurnalizm ve belgesel fotoğrafçılığın sınırları ötesinde düşünüp hayal edebilen fotoğraf sanatçısı Yıldız Moran'ın 12 yıla sığdırdığı üretimleri 86 siyah-beyaz fotoğraflık bir seçki ile İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi'nde temsil ediliyor. "Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı" başlıklı sergi, aynı zamanda sanatçının daha önce hiç gösterrilmemiş fotoğraflarını da izleyiciyle buluşturmayı hedefliyor. Küratör Merih Akoğul, basın bülteninde yer alan metninde, dağın "bakanların niyetlerine göre kendine ait yüzlerinden birini göstermeyi" seçtiğini aktarıyor. Yıldız Moran fotoğrafları da aynı bir dağ gibi fotoğrafa her bakanın başka hikayeler okumasına alan tanıyor. Dönemin fotoğrafçılarının eserlerinde öne çıkan toplumsal gerçekçilikteki sert anlatıdan bir bakıma feda ederek kötü yaşam koşullarının gülümsemeyi silmediği, silemediği anları da yakalıyor Moran.

İlk bakışta ışık ve gölgenin ustaca kullanımı ile izleyeni kendine çağıran Moran fotoğrafları seyircisini o ilk bakışın ardına, gündelik yaşamda görünmeyenlerin detayına davet ediyor.
En son 2013'te Pera Müzesi'nde gerçekleştirilen retrospektifte izlediğimiz fotoğraf sanatçısının İstanbul Modern'de 12 Mayıs tarihine kadar görülebilecek "Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı" sergisi; 1950'lerde daha 19 yaşındayken yurt dışına okumaya gitmiş, Anadolu'yu ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerini gezerek fotoğraflamış, zamanın ötesinde, cesur bir kadının fotoğraf tarihindeki yerine bir kez daha vurgu yapıyor.
LONDRA'YA FOTOĞRAF OKUMAYA GİTTİ
Yıldız Moran, Robet Koleji'nin son sınıfında resme karşı "yeteneksiz" olduğunu düşünmüş ve dayısı, Türkiye'nin en önemli sanat tarihçilerinden Mazhar Şevket İpşiroğlu'nun önerisiyle Londra'ya fotoğraf okumaya gitmişti. Bloomsbury Technical Collage'da aldığı bir yıllık eğitimin ardından, Freddie Mercury ve illüstratör Alan Lee'nin de mezun olduğu Ealing Technical Collage & School of Art'a geçiş yapmıştı. Buradaki eğitimini ise zamanın tanınmış tiyatro fotoğrafçısı John Vickers'ın asistanı olarak çalışmaya başladığı dönem takip edecekti. Burada portre fotoğrafçılığına dair öğrendiklerini pekiştirme fırsatı yakaladı Moran. 1953 yılında, 21 yaşındayken Cambridge'de açtığı ilk sergisinde gösterilen 25 fotoğrafın 25'i de bir günde satılmıştı. İspanya, Portekiz ve İtalya'yı bedeninin bir uzantısı olarak kanıksadığı fotoğraf makinesi ile dolaşmış, burada çektiği kareleri derlediği bir fotoğraf kitapı da hazırlamıştı.
Sanatçı, 1954 yılında Türkiye'ye fotoğrafçı kimliği ile dönmüş, dayısı Mazhar İpşiroğlu ile Anadolu köy ve kentlerini fotoğraflamak üzere yola çıkmıştı. 1955 senesinde ise Beyoğlu Kallavi Sokak'ta, Adalet Cimcoz'un Maya Sanat Galerisi'nin üst katını kiralayarak burada kendi stüdyosunu kurdu. "Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı" seçkisinde de yer alan Halikarnas Balıkçısı, Adalet Cimcoz ve Haldun Taner portreleri işte burada çekilmiştir. Burası, ticari işlerinin yanı sıra kendi projelerini de sürdürebildiği bir alan tanımıştı Moran'a. Stüdyosundaki ilk sergisi, Avrupa ve İngiltere'de çekmiş olduğu fotoğraflardan bir seçkiyi izleyiciyle buluşturuyordu. 1955'ten 1962 yılına beş kişisel sergi sığdıran Moran, 1962'de Özdemir Asaf ile evlenmesi üzerine fotoğraf çekmeyi bırakma kararı almış, 1970 yılında ise son sergisini açmıştı.
ÖZDEMİR ASAF'IN MATBAASI
1954 senesinde, iyi bir matbaa arayışı üzerine hayatının akışını değiştirecek Özdemir Asaf ile tanışan Moran bundan sekiz yıl sonra Assaf'la evlenmiş ve dört yıl içinde üç çocuk sahibi olmuş. Özdemir Asaf'la tanıştığı günü daha sonra Ses dergisine verdiği bir röpotajda şu sözlerle anlatmış sanatçı: "Yaşamımı sürdürmek için para kazanmam gerekliydi. Yılbaşı kartları yapıp satmak, para kazanmamı sağlayabilir diye düşündüm. Anlaştığım matbaa çok kötü basmıştı kartlarımı. Tam umutsuzluğa düşmüşken, bir arkadaşım Özdemir Aaf'ı önerdi: 'Hem şairdir hem de titiz ve güzel baskılar yapar' dedi. İş konuşmak için Özdemir Asaf'ın matbaasına gittim. Tarihini de verebilirim: 4 Kasım 1954, saat 11:00. Kelimelerle dile getirmek zor. Duygulu, kibar, hiç görülmemiş ve bir daha göremeyeceğim bir insandı. Pırıl pırıl bir zeka, renkli, yepyeni, bambaşka bir dünyaydı o. Olağanüstü bir insandı kısacası. (...) Fotoğraf sanatının bana göre ve benim seçtiğim yöndeki sınırlarını zorlama ve buna yönlenme gerekiyordu. Bunda Özdemir Asaf'ın çok rolü oldu. Onun içerik yönünden, zihinsel gelişme yönünden sınırsız yararı oldu."
Özdemir Asaf'ın Moran'a duyduğu derin tutku ise, şimdi Aşiyan'daki mezar taşlarında kazılı olan şu dizelerde ölümsüzleşiyor:
"Sevgi ise, sevişeceğiz seninle...
Kavga ize, dövüşeceğiz seninle...
Ölümü de
Paylaştığımız yaşamda ortaklaşa bölüşeceğiz seninle..."
Fotoğraf tarihi araştırmacısı Seyit Ali Ak ile yaptıkları röportajda fotoğraf tutkusunu bırakmasından ise bu kez şöyle bahsedecektir Moran:
"10 yıl kadar hep tekrar başlamayı umdum. Ama arayı açtıktan sonra çok zor. Acımasız bir konu. (...) Yarım olacak iş değil. Hiç yapmamak daha iyi."

1950'LERİN FOTOĞRAF SAHNESİ
İkinci Dünya Savaşı'nın bitimi, fotojurnalizmin ve belgesel fotoğrafın 'gerçek'in peşine düştüğü bir dönemin de müjdecisi olmuştu. Bu dönemin Türkiye'deki yansımalarına, beş sene önce Pera Müzesi'nde açılmış Yıldız Moran sergisinin kataloğunda yayımlanan "Issızlığın Ortasında Yıldız Moran" metni ile Esra Özdoğan ışık tutuyor: "Moran fotoğraf alemine gözlerini açtığında, tekil örnekler dışında tüm dünayada 'olmuş olanı' olduğu gibi akratan bir fotoğraf yüceltilmektedir.
Yıldız Moran için durum bundan ötedir.Şiirsel olan her şeyin fotoğrafın konusu olabileceğini önerirken, fotoğraf ile ilgili yaşadığı zamanda yaygın olmayan bir başka mesele olan fotoğrafın öznelliğini de tartışarak fotoğrafın sanat olabileceğini de söyleyecektir sanatçı: "Belgeleyici, röportaj fotoğrafı ise konu, söylenen söz geçerli olabilir. Röportaj yapmak için objektif bir görüşten, olayın niteliğine ilişkin bir yargıya varmak lazım. Fotoğrafın bir başka yönü daha var; sübjektif yönü. Gazete röportajı ile şairi ayıran yön. Kalemi nasıl birçok şey için kullanabilirseniz, makineyi de öyle. Şair hangi vezinle, hangi kalıpla şiir yazmayı seçip içeriği dolduracaksa, fotoğrafçı da kendine en uygun fotoğraf mekinesini bulmakla yükümlüdür. Her iki dalda da sonuçta şiirsellik, estetik yoksa başarısızdır. Konuya saygılı yaklaşım büyük önem taşır. Fotoğraf makinesi objektif bir algılayış biçimi olarak bellendiğinden her fotoğrafın objektif bir görüntü olduğu kanısı yaygındır. Oysa fotoğraf çekileceği açıdan, çekileceği andan, çekenin görüş açısından kaynaklanan nedenle çok da çarpıtılabilir."
Anadolu peyzajlarında, soyutlamalarında ve portrelerinde köylerdeki yoksulluğun acınası çıplak ve sert temsilleri, köy halkının umutsuz ve çaresiz bakışları yer almıyor. Köy yaşamının gündelik akışı, zamansız manzaralarda var olan kültürel kodlar vasıtasıyla öne çıkıyor. Anadolu insanı fotoğraf mekinesinin küçülüp mahcup hissetmiyor, aksine anıtlaşıyor.

Merih Akoğul'un Coşar Kulaksız ile düzenlediği bir Yıldız Moran söyleşisinde sanatçının 1956'da çektiği "Hayat" başlıklı fotoğrafından bahsediyor. Fotoğraf, zamansız bir Anadolu peyzajının merkezine kirli kumaş parçası giymekte olan küçük bir çocuğu yerleştiriyor. Kulaksız ve Akoğul, çocuğun neredeyse bir fotomodel edası ile kendinden emin ve cesur bir ifadeyle kadraja baktığı bu fotoğrafın seyircide bıraktığı etkiyi, Moran'ın bir fotoğrafçı olarak özneleri ile kurduğu samimi iletişim ile açıklıyor.
Sanatçının "Palamutçu Çocuk" başlıklı fotoğrafında, palamut tezgahının arkasında eli belinde, işinin ehli, tazgahına gururla bakarken çekilmiş erkek çocuk için de benzer bir okuma yapılabilir. Erken yaşta çalışmak zorunda bırakılan küçük bir çocuğun acımasız gerçeği, Moran'ın fotoğrafçı kişiliği sayasinde başka tür bir gerçekliğe de dönüşüyor. Bu kare, seyirciye ürkek ve mağrur bir çocuk göstermiyor. İzleyici, palamutlarına gururla bakan 50 yıllık tzgahtar ifadesine bürünmüş, satış yapmaya hazır bir çocuğun portresini görüyor aynı zamanda.

İnsan yaşamının izlerini kimi zaman kıyıya sürülmüş boş bir kayıkta, düğümlenmiş balıkçı ağlarında, kardaki ayak izleerinde, bir kuyuda, çocuk gülüşünde ve kimi zamansa toprağa saplanmış küreklerde takip eden fotoğraf sanatçısının 86 siyah-beyaz fotoğrafı İstanbul Modern'de ziyaret edilebilir.
İstanbul Modern / 0212 334 73 00 / Bitiş Tarihi: 12 Mayıs 2019
Gencay Altay
MİLLİYET SANAT
#fotoğraf #fotoğrafçılık #yıldızmoran #kadınfotoğrafçı #istanbulmodern #photography #özdemirasaf #doğum #hamile #hamileyogası #egzersiz #doğumfotoğrafçılığı #doğumfotoğrafçısı #antalyadoğumfotoğrafçısı #profesyoneldoğumfotoğrafçısı #pregnant #bebek #baby #fethiyedoğumfotoğrafçısı #birth #birthphotography #birthphotographer #fotoğraf #fotoğrafçılık #art #sanat #tasarım #design #yoga #kadın #kadınsağlığı #kadındoğum #jinekoloji #jinekolog #kadındoğumuzmanı #fotoğrafçılık #kadınsağlığı #annebebek #annesağlığı #doğaldoğum



Yorumlar